10 Mart 2026 Salı

Bir söz bir yorum: Düşünceler ve Eylemler

 "Dile getirirken hapsettiğim her düşünceyi, eylemlerimle özgür kılmalıyım." -Halil Cibran

Düşünceler, fikirler zihin ve söylem düzeyinde. Yani soyut düzeyde ve hayata geçmiş olmuyor. Ne zaman ki somutlaşır o zaman işte hayata geçmiş oluyor. 

İyilik hakkında konuşmak, tanımlamak, uzun nutuklar atmak sizi iyi bir insan yapmaz. İyi bir insan olmak için iyilik yapıyor olmalısınız. Sözün değeri daha düşük uygulamaya göre. İyilik yapar olmak, iyilik bilir olmaktan daha iyidir.

Fikirler, düşünceler dile gelirken onların hapsedilmesi konusu var. Bunun hakkında neler söylenebilir? Düşüncelerin zihin dünyasına yani soyut aleme hapsedildiğinden sözediliyor. Platondan bakarsak düşünceler idealar dünyasındadır. Eylemler ve varlıklar da o ideaların yansımalarıdır. İyilik fikri bir idea ve en mükemmel haliyle zihnimizde yada idealar dünyasında yaşıyor. Onu yeryüzüne indirmek istiyorsak eğer, bu da eylem ile olur. Zihnimizdeki mükemmeldiğinden çok şey kaybedecektir. Öncelikle madde ile buluşacak. 

Örneğin bir kişinin ihtiyacı olduğunu ve onu gidermek istediğimizi düşünelim. Bu düşünce ne kadar iyi ve mükemmel duruyor ilk bakışta. Bu kişinin ihtiyacı gıda olsun mesela. Biz gıda ihtiyacını nasıl bir seçenekle karşılayabiliriz. Kendimize aldığımız kalitede mi? Yoksa daha uygun muadilleri ile mi? Peki diyelim kendimize aldığımız kalitede aldık. Daha üst bir kalitede almadığız için kendimizi gerçek bir iyilik yapmış sayar mıyız? 

Maddesel düzleme girince düşünce nasılda mükemmellikten uzaklaştı. Zihin nasılda küçük hesaplar yapmaya başladı. Bir kişinin muhtaç olduğunu onun gururunu kırmadan nasıl öğrenir ve nasıl ona yardımda bulunursun? Bu konu da sözün eylemin mükemmellikten uzaklaştığının işareti. Bilgi lazım. Bilmeden yapınca iyilik edeceğim diye kırıp dökebilirsin. Ama ne olursa olsun eylem bu kadar maddesel ise de hala zihindeki düşünce ve söze dökülmüş kelimelerden daha üstün. İnsanın valığına dokunuyor. Bilgelik biliyor olmak ama sadece bilmenin yetmediği bir nokta.

11 Şubat 2026 Çarşamba

Bir söz bir yorum: Bilmek ve söylemek

 Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil. -Clavdius

Bilmediğin bir şey söyleme. Biliyormuş gibi hissettiğin ama üzerinde derin düşünüp zaman harcamadığın fikirler hakkında ahkam kesme. Biz genelde bir kaç kere duyduğumuz bir kavramı bildiğimizi düşünürüz. O kavramı bilmek için daha çok okumak gerekir çoğu zaman. Üzerine konuşmak için o kavramı hayatımızda uygulamalıyız. Bunlardan sonra o kavram hakkında bildiklerimizi söylemek daha doğru olacaktır. Bilmek dediğimiz şey çok aşamalı. İnsanların birbirleri ile konuşarak anlaşmaları zor bir yöntem. Kelimeler ve kavramlar bir çok anlam barındırsa da insanlar o anlamları anlayamıyor. Bu nedenle de söylenen sözleri daha anlaşılır söylemek, teknik kavramlardan arındırmakta son derece önemli anlaşılmak açısından. Bilgi ile karşımızdakilerin bilmedikleri şeyler üzerinden üstünlük kurmaya çalışmak çok kötü bir yoldur. Kötü ahlaklı bir davranıştır. Üstünlük kurma, ayrıştırma amaç olmamalı. Amaç birliği sağlamak. Bütünlük olmalı. Bu birliğin sürdürülmesi için çalışılmalı.

10 Şubat 2026 Salı

Bir söz bir yorum: Kendini Okumak

Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım. -Mevlana

Kendini okumak; tabi ilk akla gelen "kendini tanı" kavramı. Bir diğer kendini okumak denince akla gelen ise kitaptan ilim öğrenildiği gibi, insan okunarak insan olma öğrenileceği. Fakat dışarda bir insanı okumak yani onu anlamaya, dinlemeye çalışmak ile insanın kendini anlayıp, dinlemesi arasında fark var. İnsan kendisi ile başbaşadır. Bir nevi kendi içinde mahkumdur. Zihni başka zihinlerdeki düşünceleri kendisinin ki gibi deneyimleyemez. Başka kişilerin zihinlerine giremeyiz. Yalnızca kendi zihinlerimizi deneyimliyoruz. Bu nedenle insan kendini okuyacak ise zihninde oluşan düşünceleri, hissettiği duyguları, enerjilenimlerini ve duyu organlarından gelen fiziksel hislerini ancak okuyabilir. Bir başkasının renkleri nasıl gördüğünü bile bilmiyoruz. Kendimize dönmemiz lazım. Dışarda bulabileceğimiz çok bir şey yok. Kimse kendi deneyimlerini yüzde yüz durulukta karşıya aktaramaz. Ancak yaşar. Bizimde kendi deneyimlerimizi yaşamamız lazım. Doğruya, iyiye ve güzele doğru değiştirip hissetmeliyiz. Bunlar bana nasıl hissettiriyor? Diye sormalıyız. Doğru, iyi ve güzel olmayan deneyimlerden doğru, iyi ve güzel hisler çıkmaz. 

16 Ağustos 2024 Cuma

Dünyayı Kurtarmaya Kararlılar

https://www.youtube.com/watch?v=nYM01NHAIkI

Bu iklim aktivisliğini anlayamıyorum. Ben de bu alanda azda olsa çalışmış biriyim. Küresel iklim değişimine karşı kötümserim. Bireysel olarak yapabileceğim şeyler devede kulak biti. İklimin düzelmesi için küresel şirketlerden insaf beklemek, sanki aç kurtlardan insaf edip kuzuyu yememesini beklemek gibi bir şey. Ben insanlıktan ümidimi kestim. Bence dünyadaki kaynakları tüketip yok olmalıyız. İnsan türü dünya üzerindeki kanser gibi. Dünya üzerinde milyon yıllar boyunca bu kaynaklar birikti. Biz yok olduktan sonraki milyon yıllar boyunca da kendini düzeltir. Dünyanın insanlara ihtiyacı yok. İnsanların dünyaya ihtiyacı var.

Dünyada insan kaynaklı olmayan yok oluşlar hiç yaşanmadı mı? Bence insana fazla ehemmiyet veriyoruz. İnsan gereksiz bir varlıktır. Bırakınız yesinler birbirlerini. İklim değişikliğine karşı mücadele için üremeyenler en doğru yolda bulunuyorlar. Biz dünyaya gelmiş gereksizler en iyi yapacağımız bu dünyaya fazla bağlanmamak.Dünya nimetlerinin tadına bakıp öleceğimiz günü beklememiz yeterli. Bu arada küresel dev şirketlerin ne işlerine yarayacaklarını bilmedikleri servetlerini büyütmelerine yardımcı oluruz. Olur biter. 

Marks'ın fikirlerine ihtiyacımız yok.Toprak anayı dinlememiz yeter. Felsefeymiş bilimmiş bunlar boş işler. Hayatın anlamı ateş başında birbirimize anlattığımız masallar. Gerçek alem orası. Orada iki kere iki hiç bir zaman dört etmez. Etmesine de ihtiyacımız yok. Bizim çerçeveleri çizilmiş kesinliklere hiç ihtiyacımız yok. Bizim fluluklara, muğlaklıklara ihtiyacımız var. Hem kim oluyoruz ki dünyayı kurtarıyoruz. Dünyanın bizim gibi sefil yaratıkların yardımına ihtiyacı olduğu vehmine nasıl kapılıyoruz. 

Vesselam. 

12 Aralık 2019 Perşembe

Sevgi satın alınabilir mi?

https://pinarhanpolat.com/genel/sevgi-satin-alinir-mi

Satın alınan şeyler kulağa ucuz ve bayağı geliyor. Sevgi satın alınırsa satın alınmış şey sevgi olur mu? Bu arada podcasti 2-3 kere dinledim. Podcast'te anlattığın konuya bir katkı veremeyeceğim. Sindirmem lazım önce. Onun için 3-5 kere daha dinlemem lazım. Ben başlığa karşı çağrışımsal bişeyler yazacağım.

Kendime sordum. Peki sevgi nasıl elde edilir? Hak edilir mi? Buna da çok emin değilim. Hak etmeden kazandığımız bir sevgi var. Örneğin ebeveynlerimizin sevgisi. Ne kadar kızsalarda darılsalarda sevgilerinden hiç şüphe duymayacağın kişilerdir. Sevgilerini hak etmek için çaba sarfetmene gerek yok. Onlar senin doğma anında itibaren seni sevmeye mecburlar.

Peki arkadaşlarının ve yakın dostlarının sevgisi. Burada sanırım çıkar var biraz. En ufak çıkar çatışmasında bu sevgi zedelenebiliyor. Nefrete yada ilgisizliğe dönüşebiliyor.

Aşktan doğan sevgi. Burada da bir karşılık yok gibi. Gerçek bir sevgi var. Ama arzuda var. Arzu genelde haz kaynaklı ve haz giderildikten sonra arzuda son bulabiliyor. Arzu sonlanınca sevgide sonlanır mı? Bilmiyorum.

Sevgi sadece insanlar arasında olan bir duygu da değil. Örneğin eşyalara duyulan sevgi de var. Arabaya, eve. Daha farklı sevgiler de var. Tuttuğun futbol takımı, memleket, bir müzik türü yada müzisyen, oyuncu gibi uzak şeylere de karşı sevgi besleyebiliyorsun. E peki bu sevgi ne menem bişey.

Bilmiyorum ama sevgi satın alınabilecek bişey olsaydı iyi olabilirdi. Bu karmaşanın içinde sevgi bulmak için deli danalar gibi bir o yana bir bu yana savrulup durmazdık. Sevginin karşılıksız olması bir ideal bir erdem. Çaba sarfetmek gerekiyor. Kolay bişey değil. Birini karşılıksız sevmek. İmkansız mı?

Sevgiler.

1 Şubat 2018 Perşembe

Mümkünat, Mükemmeliyet

Bu gün dinlediğim girişimci muhabbetinin yeni bölümünde* geçen bir cümle vardı. Bir askeri bakış açısı olduğunu belirtti söyleyen.

Özetle şunu diyordu akla ve mantığa yatkın bir konu herkes hemfikir olur bu konuda fakat cümle çok hoştu:

Önce mümkün olan olası şekliyle tamamla sonra mükemmel hale getir. Cümlesi cümlesine hatırlayamadım. Not etme imkanımda olmadı. Bir saatlik programı tekrar dinleyemeyeceğim. Fakat bende iyi bir etki yarattı.

* http://www.girisimcimuhabbeti.com/bolumler/142-appsilon-ekibinden-bura-ile-elmas-uretimi-ve-muhendislik-odakli-giriimcilii-konutuk

31 Ocak 2018 Çarşamba

Mecburiyet ve Mümküniyet

521* podcast dinlerden Kadir Köymen'in vurguladığı konuydu. Benim de aradığım konuydu. Şuan yazılım konusunda mesafe kat etmeye çalışıyorum. Elimde bir iş var ve bunu bitirmem, çalışmam lazım. Motivasyon kelimesini kullanmak istemiyorum. Ama işi yapmaya soğukluk, işe karşı yorgunluk hissetmeye ve gereken konsantrasyonu sağlayamama sorunu oluştu.

Yapmam gereken işin mümkün olduğunu biliyorum. Yapabiliyorum. Öğreniyorum sorunları çözüyorum. Fakat bu işi bitirmeye mecbur olmam konusunu tam olarak düşünmemiştim. Bir işi yapmanın tek kuralı var o işi yapmaya mecbur olmak mecbur olmadığım hiç bir işi enerji korunumu yasası gereği olsa gerek yapamıyorum. Belki de yapmıyoruz.

Ne zaman ki birisi bunu yapmaya mecbur olduğumuzu hatırlatıyor. Bu müşteri olur patron olur her kim ise bir kamçı gibi kamçılıyor beni ve yapmamak için oluşan yorgunluklar ortadan kalkıyor.

Bu konu üzerine daha çok konuşup yazacağım. Bunu yapmam mümkün ve ben buna mecburum.

* https://radyo521.com/bolum-58/

14 Haziran 2016 Salı

Mezun Oldum

Neredeyse 7 yıldır okumakta olduğum açık öğretim işletme bölümünden mezun oldum. Asılda mezun olduğumu ben ilan ediyorum. Çünkü geçen hafta son sınavlarıma girmiştim. Bugün de sınavlarım belli oldu. Sınav notları geçer olduğundan kendimi mezun ilan ettim.

Bu açık öğretim öğrenciliği sıkıntılı bir süreç oldu benim için. Başladığım yılı tam hatırlamıyorum. İki yıllık ön lisans eğitiminden mezun olduğumda 4 yıllık aöf bölümlerine sınavsız dikey geçiş imkanı vardı. O sebeple kaydolmuştum. Çok düşünüp tasarlamadım. Alakasız bölümlerden gelip işletmeye kayıt oldum. Lise de Elektrik. Yüksek okulda Endüstriyel Elektronik. Liseden mezun olurken mühendislik okumayı istemiştim. Ama alt yapım sağlam olmadığından ve durumun çokta farkında olmadığım için sınavlara hazırlanamadım. Girdiğim sınavları da kazanamadım. 

Açık öğretime adaptasyonum uzun sürdü. Bir sene hazırlık toplam 3 sene sürmesi gerekiyordu. Hazırlık derslerinden geçmem uzun sürdü. 3 sene de hazırlığı geçip üst sınıftan ders alamadım. En son 4 dersin 3'ünü bir şekilde verdim. Fakat Genel Muhasebe dersini veremiyordum. O dönem kursa gitmeyi kafaya koydum. Kurs bana çok faydası oldu. İşletme derslerinin mantığı ancak kurstan sonra kafama oturdu. Genel muhasebe hocası kendi tabiri ile muhasebenin resmini tahtaya çizmişti. Hatta kursa gittiğim sene aöf bana yüksek onur belgesi gönderdi. Genel not ortalamamı 3'e çıkarmıştım. 

Sonrasında kursa devam etmedim yine bir senemi boşa harcadım. Son senemi ise bir taktik ile geçirip mezun olmayı hak kazandım. Taktik basitti. Sınava girmeden önce çıkmış sınav sorularını ve cevaplarını okuyup sınava girmekti. Hatta sorular aklımda kalması için okula bir saat önce gidip okulun bahçesinde soruları okuyordum. En azından 4-5 soru garanti eski sorulardan çıkıyordu. Birbiri ile bağlantılı sorulardan kendimce çıkarsamalar yaparak 8-10 soru doğru yapıyordum. Yanlış doğruyu götürmediğinden sallamak serbest. Her dersten 20 soru var. Her soruda 5 şık var. Her şıktan eşit miktarda sorulara dağıtıyorlar. Yani her şıktan sadece 4 tane cevap oluyordu. Bildiğim soruları yaptıktan sonra en az işaretlediğim şıkkı bilmediğim soruların şıkkı olarak işaretlediğimde de en az 1-2 soruyu daha doğru yapmış oluyordum.

En sonunda mezun oldum. Şimdi artık gerçek bir öğrencilik hayatı yaşamak istiyorum. 

Bundan dolayı hazır lisans mezunu olmuşken devam edip Yüksek Lisansa hazırlanmayı düşünüyorum. 

Önümde ALES sınavı var. Bu sınava da yaklaşık 4 buçuk ayım var. İyice hazırlanırsam kazanabilirim. Buna inanıyorum.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Aysız Gece

Akşam bulutlu bir hava vardı. Başımı göğe kaldırdığımda dolunaya yaklaşmakta olan ayın bulut ardındaki silüeti geceyi aydınlatmaya yetiyordu. Tarlaya doğru yürümeye başladım. Ortam iyice kararmaya başlıyordu. Gece meyve ağaçlarının arasından geçerken anın farklılığını ürperticiliğini düşünüyordum. Şehirde bunları yaşama gece de olsa bu kadar karanlık bir alanda yürüme ihtimalim pek azdı.
Yaşadığım deneyimi arttırma isteği ve ürperticiliğin beni alıkoyan korkutuculuğu ikilemi arasında biraz daha devam ettim.
Sık sık kafamı yukarı kaldırıp aya ve bulutların arasından bana görünen yıldızlara bakıyordum. Gündüz yağmur getiren bulutların gittiği ve rüzgarsız sessizlikte o bulutların yavaş hareketlerine bakıp bakıp yürüyordum.

1 Mayıs 2015 Cuma

Neden İhtiyaç Kadar?

İhtiyaç Kadar fikri nereden çıktı?

Ben ve belki bir çok insan aklına gelen fikir için yaptığı ilk iş bir domain (internet alan adı 'siteadi.com' gibi) araştırmasıdır. Ben de bu şekilde bir araştırmaya giriştim.

Aklımdaki fikir aslında bir günah temizleme bir aklanma aracı olarak düşünüyordum. Son çalıştığım alan e-ticaret alanıydı. Ben de web geliştiricisi olarak yazılımın geliştirilmesi süreçlerinde çalışıyordum. Yapılan her bir e-ticaret sitesi projesinin tek bir amacı vardı. Daha çok satmak ve karlılığı arttırmak. Daha çok kazanmak ve büyümek.

Büyüme fikri pek kafa karıştırıcı bir fikir bunun üzerine düşünmek lazım.

Özünde her şey tüketime bağlıydı. İnsanlar daha çok tüketmeliydi. Bu sayede büyüme olacak ülke kalkınacak firmalar kazanacak ve insanlar mutlu olacaktı. Çağımız bunu gerektiriyordu.

Tüketime o kadar odaklanmıştık ki tüketilenlerin ne olduğu çoğu zaman pek umurumuzda olmuyordu. Daha doğrusu tüketilenlerin nasıl üretildiği kimsenin umurunda değildi. Üzerine hiç düşünmüyorduk.

Ben de bir e-ticaret olsun istedim ki, amacı kâr etmek olmayan ve müşterilerinin ihtiyacı kadar satın almalarına yönlendiren ve eğer ihtiyacı yoksa satın almamasını öneren, üreticisini koruyan bir ticaret modeli.

Ama ne kadar da olsa bir ticaret olacağı için mali külfetleri ve sorumlulukları olacağından fikrimi gerçekleştirmeye imkan bulamadım.

Şimdi ise bu fikirle yola çıkarak tüketim ve üretim ilişkilerini benim anladığım şekliyle anlatacağım bir blog'a dönüştürdüm.

Zaman neyi gösterecek bilmiyorum. Ama akışa güveniyorum. :)

20 Nisan 2015 Pazartesi

Motora 4 Kişi Sığışma

Buralarda (Burdur) traktörlere motor diyorlar. Kabinli olanları var kabinsiz olanları var. Kabinsiz olanlar daha uygun fiyatlı. Ama havalar soğuk oldu mu kabinsiz olanda bir yerden bir yere gitmek işkence.

Traktörler aslında tek sürücü için tasarlanmış araçlar. Ama gerektiği zaman 1-2 kişi daha binmesine izin veriyor. Şöför koltuğu, rahat olmayan köy yollarındaki bozuklukları hissettirmiyor ama tekerlek üzerindeki yolcu oturakları üzerinde olanları çok yoruyor. Hoplaya zıplaya gitmek pek kolay değil ama zevkli. Şehirde böyle maceralar yok. Metrobüs ile tıkış pıkış gitmek yerine traktör tepesinde hoplayıp zıplayıp kafa sallamak daha eğlenceli. :)

Tabi traktörler ulaşım araçları değil ama remork bağlanarak yük taşıma araçlarına dönüştürülüyorlar. Hatta 2-3 remork bile takılıyor. Tren gibi oluyor o zaman.

Lisinia'nın bir projesi olan Lavanta Deresi için Lisinia'nın bulunduğu Karakent köyünden yaklaşık 20-25 km uzakta olan Akçaköy'e gittik. Orada lavanta dikimi işi vardı. İşçilere yardım edip çalıştık. Geri dönüşte traktörün sırtında gelmemiz gerekti. 4 kişi kabine girip sınırları zorladık. Ama yeni rekorlar kırma niyetinde olanlara söyleyeyim. Aman dikkat.

19 Nisan 2015 Pazar

Lisinia nedir?

Lisinia, Veteriner Hekim Öztürk Sarıca'nın 2005 yılında başlattığı bir doğa projesidir. Önemli iki ayağı vardır. Birincisi doğal tarım uygulamaları ikincisi de yaban hayvanlarının rehabilitasyonu.

Lisinia ismi Burdur'da bulunduğu söylenen eski bir yerleşim yerinin adıymış. Ayrıntıları araştırıp tekrar bir yazı olarak eklerim.

Doğal tarım uygulamaları ile yöre halkına örnek olmak amaçlanmaktadır. Tüm tarım uygulamalarında geleneksel ve günümüz tekniklerini harmanlanmaktadır. Uygulamadaki kırmızı çizgiler kesinlikle suni gübre, tarım ilaçları ve  hibrit tohumların kullanılmamasıdır. Sulamada da ticari üretimlerde mümkünse suya ihtiyacı olmayan veya az olan ürünler üretmek. Bunların başında lavanta geliyor. Lavanta bitkisi ticari olarak tohumundan yağ üretilen kurutulup kurusu satılabilen güzel kokulu bir bitki.

Az su kullanılarak yapılan tarım ile de yer altı sularının az kullanılması amaçlanıyor. Bu sayede burdur gölünün kurumasına engel olmak hedefleniyor. 

Yaban hayat rehabilitasyonu konusunda da doğada yaralanmış veya bakıma muhtaç yaban hayvanların iyileştirilmesi ve tekrar doğaya salınması amaçlanmaktadır.

Rehabilitasyonu yapılan başlıca hayvanlar şahin, kartal, baykuş, kurt, leylek, yaban domuzu, köpek ve kediler bulunmaktadır.

Lisinia Proje alanı haftanın 7 günü ziyarete açık bir uygulama bilgilendirme ve yaşam kompleksdir. Yapılan proje uygulamalarını doğrudan izleyebilir, bilgi alabilir ve harika göl manzarasını izleyebilirsiniz.

Hatta bu uygulamalarda gönüllü olarak çalışabilirsiniz. Daha ayrıntılı bilgi için Lisinia web sitesine bakabilirsiniz.

Burdur Lisinia da görüşmek üzere.

17 Nisan 2015 Cuma

Uzun Yolculuğun Başlangıcı

Merhaba Herkes.

Hepimiz şehir hayatından bunalıp kendini kıra atıp bir müddet kalmayı istemişizdir. Ama şehir hayatı bizi konfor alanına o kadar bağlar ki zor çıkarız. En fazla senelik izinde ufak bir köy ziyareti yada bir hafta sonu doğa gezisine gider bu isteğimizi bir süre erteleriz.

Herkes gibi bende kırda yaşama isteğimi gerçekleştirmek için can atıyordum. Ama şehir hayatı maddi ve konfor olanaklarıyla kırda yaşama isteğimi öteliyordu.

İşten yeni ayrılmış ve maddi durumum idare ederdi. Tazminat ve işsizlik maaşı alıyordum. Tabi sonra param bitti ve maaşım kesildi. Hatta bir de nasıl olsa işe girer çalışırım diye kredi kartı borcu da yaptım. :)

Maddi durumum idare ederken gönüllü olarak Marmariç'e gittim. Yaklaşık 1 ay orada kaldım. Çok şey öğretti orası bana permakültür ile tanıştım. Yığma kerpiçten ev yapmayı gördüm.

İstanbul'a döndüğümde İstanbul Permakültür Kollektifi'nin organize ettiği Steve Read ile PDC kursunu alma fırsatım oldu orası da bana çok şey öğretti. İstanbul'da sosyal ortam olarak da çok iyiydim. Zumbara'da gönüllülük yapıyordum ve çok güzel insanlarla tanıştım, arkadaş oldum.

Neyse çalışmak artık şart olmuştu. Bir işe girdim. İlk günler borcumun verdiği motivasyonla şevkle çalışıyordum. Sonraları yaptığım işin anlamsızlığı ürettiklerimin tüketimden başka hiç bir işe yaramaması, sermaye sahiplerinin karlarını arttırıyor ekonomik adaletsizliğe katkı sağlıyor oluşumdan vicdani olarak çalışma motivasyonum gitti ve istifa ettim. Borçlarım yüzünden çalışmak zorunda olmadığımı bir şekilde o parayı bulabileceğimi düşündüm ve akışa bıraktım.

Sonra yine çiftlik gezme fikri geldi aklıma 1 ay daha uygundum. Orman Evi'ne gitmeye niyetlendim. Yazıştım tam anlaşacaktık ki Lisinia çıktı karşıma. Orman Evi'nde gitmekte niyetim hem kırda olup hemde çok az para kazanabileceğim bir ortam var mıdır diye araştırmaktı. Lisinia'ya geldim.

Bugün itibariyle 1 hafta oldu buraya geleli. Bir aksilik çıkmazsa bu sene buradayım. Şimdilik gayet mutluyum. Darısı isteyen herkesin başına.

28 Aralık 2014 Pazar

Dinlerkenki Serbest Çağrışımlarım

Yalnızlığım benim sidikli kontesim.
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.

Yalnızlığım benim sümüklü yavrucuğum.

Ne kadar güzel olursak kimse bilmez bizi.

Bir cebinde das kapital, bir cebinde kenevir tohumu.

Görkemli sakalın sahibi Suphi. Cigara da sarardı.

Ağlaşmalar arasında sararan cigara söndü.

Mütebessim sakallı kişiyi kitaba kim yapıştırmıştı.

Suphi kayan yıldıza ağlayan nereli olduğu bilinmeyen adam.

Eski zamanlarda sürgün kasabaları vardı.

Hatta sürgünler vardı. Sürgüne gönderilenler vardı. Bursa vardı. Nesin demişlerdi birgün Aziz'e, göndermişlerdi Bursa'ya, acaba çok ağlamışmıydı Bursa'da.

27 Aralık 2014 Cumartesi

Hayvan ve Bitkide Acı

... Fiziksel acı meselesine dönelim. Acı, benzer şekilde, biyoloji literatürüne bakmaya üşenmezseniz eğer, insanda da, hayvanda da denk gelecek şekilde işlemektedir. Hayvanlar da, insanlar da acıdan kaçmakta, acıya benzer tepkiler vermekte; akılları ve duyuları sayesinde acı verici şeylerden sakınmaktadırlar. Kimi aklıevveller, bu noktada bitkilerin de, sinir ve hormon sistemi olmamasına rağmen, acı çektikleri gibi temelsiz ve gülünç bir iddia ortaya atmaktadır. Fakat, Darwinci olsun yada olmasın, biyolojik kuramlar, konum itibariyle kökleri nedeniyle sabit bir canlı türü olan bitkilerin acıdan kaçamayacaklarını, dolayısıyla, sürekli "işkence çekeceklerini", haliyle, bu şekilde bir biyolojik gelişimin de olamayacağını belirmektedir. Aksi takdirde, bahçenizdeki ağacı budamaya çalıştığınızda, kollarını kesmek istediğiniz bir atın verdiği tepkiye denk bir tepkiyle karşılaşmanız gerekirdi. Dolayısıyla, eğer hayvanlar da bizim gibi acı çekiyorlarsa, neden onları dolaylı ya da doğrudan bir şekilde öldürüyoruz? ...

-----
Hayvanı Yememek - Bir Peter Singer Okuması, Türler ve Cinsler, Can Başkent, Kibele Yayınları, Sayfa 96

25 Aralık 2014 Perşembe

Kararlar ve Ötesi

Bilim yada bilimsel metod hayatımızın her yerine girmiş bulunmakta. Bu bilimsellikte uzmanlığı gerektirmekte.

Ömrüm, yaptığım tercihler konusunda uzmanlaşamayacak kadar kısa. Araştırmalar, okumalar yapıp bir kanaate varırım. Bu doğrultuda karar alıp uygulamaya geçerim. Daha sonra elimde araştırmalarım sonucu bu ahlaki sonuca ulaştığımın bilgisiyle diğer sorunlarımı araştırmaya ve yaşamaya devam ederim.

Artık gündemim değişmiştir. Hem, araştırmalarımı da insanları ikna etmek için değil, kendim ikna olmak için yapmışımdır.

Birgün bir dost meclisinde oturup muhabbet ederken birisi ahlaki gerekçelerle aldığım kararı sorgular ve gayet masa başında benim bu kararımın yanlış olduğu çıkarımına varır. Ben de o kişiyi ikna çabasında olmadığım için sadece araştırmalarımda aklımda kalanlarla kendi kararımı savunmaya çalışırım.

Herkes benim kadar duruma duygusal yaklaşmayabilir ama ben bu savunmayı adamakıllı gerçekleştiremediğim için dost meclisinde gerekçelerimi yada belgelerimi ortaya koyamadığım için benim bu konudaki imanım sarsılır.

Fakat ben bu mesele üzerinde uzun okumalar emekler vermişimdir.

Şimdi tekrar baştan bu arkadaşı ikna etmek için bu araştırmaları gerekli belgeleri tekrar mı araştırmalı ve bu arkadaşın önüne sunmalıyım?

Yoksa iman eden bir kişinin yaptığı gibi imanımı sarsmamak için taasupta bulunup kişilerin eleştrilerini görmezden mi gelmeliyim?

Ahlaki yada etik sebeblerle yaptığım tercihlerin konusunda uzman olmak zorunda mıyım?

Kişilerin dost meclislerinde veya toplu muhabbetlerinde diğer insanların inançlarını sarsmaya hakları var mıdır?

19 Mart 2014 Çarşamba

Sevan Nişanyan 18 Mart Cezaevinden Gönderdiği Mektubu

18 Mart 2014'de yapılan "Sevan Nişanyan Olayı Nedir?" isimli toplantıda Sevan Nişanyan'ın Şakran Cezaevinden gönderdiği mektubu oğlu Arsen Nişanyan tarafından okundu.



Mektubun içeriği:

"Herkes yapıyor, bana neden ceza?" ucuzluğuna asla düşmedim.

"Ülkede kaçak inşaat yapan bir tek Sevan mı?" diye manşet atanları içim kıyılarak okudum.

25 Şubat 2014 Salı

Etki-Tepki

Her etkiye tepki göstermek maddenin özelliklerindendir. Hint felsefesi gibi doğu felsefelerinde "karma" denir. İnsan maddenin aksine bazı etkilere tepki göstermeden bekleyebilir. Fakat madde gibi hemen bir tepki de gösterebilir.

İnsan maruz kaldığı etkiye anında reaksiyon göstererek tepki vermeye kalkışması sonucunda çok farklı durumlar ile karşılaşabilir. İnsana etki eden konu etki anında ancak onuna temas eden kadarıdır. Temas ettiği kadarıyla bilgi sahibidir. Anında reaksiyon sırasında konu hakkındaki bilgisi sınırlı olacağından yanlış bir tepki vermiş olabilir.

Etkiye tepki vermeden önce etkiyi incelemesi ile ona olan bilgisini artırıp tepki göstermesi, etki anında tepkiye göre iyi algıdıği için daha doğru bir tepki olabilir.

Hatta daha da inceleyerek o etkiye bir tepki gösterilmese olabileceği kararına varıp tepkisiz kalabilir.

9 Ocak 2014 Perşembe

Bak

Hey! sev onu.

Bak, iyi bak, gözlerini kaçırma.
Kalbin başladı mı hızlı atmaya?
Karnında sebebi bilinmez bir ağrı.
Avuçların terledi mi?
Aynaya bak yada bir cama.
Yüzün kızarmış mı?
Anlamsız bir korku ifadesi, suratında.

Bak, iyi bak, utanma.
Arzuluyorsun onu değil mi?
O senin olmalı.
Hayatının merkezine oturtmalısın.
Yaşamının anlamı o olmalı değil mi?
Geleceğin olmalı enerji kaynağın.

Bak, iyi bak, korkma.
Yaklaş ona konuş.
Onu ne kadar çok sevdiğini anlat.
Yaşayamayacağını söyle onsuz.
Güzelliğinden bakmaya kıyamadığını.
Aşkından deli olacağını söyle.

Hey! sana diyorum, nereye gidiyorsun.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Sen

İçine ak düşüncelerimin.
Isın havsalama gir de.
Sevgime muhtaç olduğunu söyle zihnime.
Sever belki vücudum da seni.
Uyuyacağım, bilincimin altına dal.
Tanı beni tanımla, ama anlatma beni bana.
Sadece tanı beni ve sev.
Gözlerinden bedenime titreşim sal görünce seni.
Tüylerim dahi uyansın, dikilsin ayağa.
Kurşun asker misali.
Alarmlar çalsın bedenimde.
Aklım sana takılsın.
Her an, her zaman sana.
Yemek yemeyi dahi getirme aklıma.
Senin için öleyim,
Açlıktan, soğuktan ve yokluktan.
Sen varsın ya o yeter zihnime.
Bedenime ne hacet dış dünyadakiler.

Bir söz bir yorum: Düşünceler ve Eylemler

 "Dile getirirken hapsettiğim her düşünceyi, eylemlerimle özgür kılmalıyım." -Halil Cibran Düşünceler, fikirler zihin ve söylem dü...