Ana içeriğe atla

Felsefe'nin A'sı

Aktif felsefe bakırköy insan nedir semineriSon bir aydır devam ettiğim "Doğu ve Batı Felsefelerine Göre İnsan Nedir?" başlıklı felsefe seminerinden bahsetmek istiyorum. Seminerlerin verilmekte olduğu yer bakırköy'de bulunan Aktiffelsefe Felsefe Okulu. Okul ile ilgili ayrıntılara burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okul derken Aktiffelsefe bir dernek, tamamen gönüllülük esasına göre ve arı gibi çalışıyorlar. Ögrendiğim kadarıyla "insan nedir?" konulu seminerler periodik olarak yıl içerisinde tekrar başlamaktadır. Seminerler için hiçbir ücret almadıklarını ayrıca belirtmek isterim.

12 Kasım'da yeni seminer başlayacak ilgilenenler için duyurulur.

Bu arada "Felsefe'nin A'sı" başlığını atarken Edip Yüksel'in başlattığı "Felsefe'nin F'si" video programlarından esinlendim.

Yorumlar

  1. Felsefenin E si veya Z si nedir sizce?

    Felsefenin amacı nedir demek istemedim ama sonu nedir demek istedim?

    Bence felsefenin F si düşünmesi farketmek, -elsef- kısmı düşünmeyi öğrenmek ve öğretmek sonu ise, insanlar arasında adaleti bulmak ve uygulamaktır.

    Felsefeciler, felsefeyi öğrenenler birde felsefe aşıkları yada düşünce aşıkları vardır bunlar felsefeye duygusal bir ilişkiyle bağlanırlar. Düşünmeyle duygusal ilişki kurarsan felsefeci bile olsan yanlışa ulaşabilirsin.
    Her iş için bu böyledir tüm bilimsel eylemler bilimsel deneylerle bilimsel yani akılcı ilişki kurulmalı. Bir bilim adamı yaptığı deneyle duygusal ilişki kurmamalı. Kurulursa o deney aşılamaz.

    Hayat da bir deneydir her saniyesi. Onunla duygusal ilişki kurulmaz. Duygusal ilişki sadece duygularla kurulan ilişkilerdir. Duyduğunuz duygu size bir duygu hissi verir ve onunla duygusal ilişki kurabilirsiniz. Ama deneye dayalı alanlarda duygusal ilişki kurulmamalıdır. Aşkla duygusal ilişki sevgiyle duygusal ilişiki kurabiliriz. Ama cinsel ilişki ile duygusal ilişki kurulamaz. Kurulmamalıdır.


    Duygusal ilişki nedir düşünsel ilişki nedir?

    İnsanlar dini yaklaşımları duygusal ilişki olarak zanneder. Oysa dini yaklaşımın en belirgin hali olan ağlama hali, duygulanma hali, vecd hali, transa geçme halinin dinle bir alakası yoktur, bu yanlış din algısıdır. Tanrı aşağılık kompleksi ile önünde eğilmemizi ve kendimizi yerden yere atıp cezalandırmamızı değil bilakis yüceliğimizi vurgular. Kendisine ibadet etmemizi isterken bu bir farkındalık ve senkronizasyon, ahengin gösterilmesidir. Allah kol kola girip zikir ayinleri yapın dememiş ama saf saf yani yan yanadizilin ve onun huzurundaymış gibi namaz kılın demiştir. Namaz görsel bir boyun eğme değildir sadece, yaşamsal bir itaattir. Cemaatle namazda yada namazda müslüman bir diğer inananla omuz omuza beraber bir takım olacağına söz verir ve ibadet eder. Bu yaşamdaki tüm ekip çalışması halinde yapılacak işlere bir atıftır. Mesela savaş, yardımlaşma, mücadele, çalışmak, paylaşmak, öğrenmek vs.vs.

    İnananlar ise fikirsel çabalamaları düşünsel ilişki zannetmişlerdir hep. Kuran ve din düşün demiştir ve hep düşündürücü bir söylem kullanmıştır ama insan düşünüp bırakmıştır. Düşünmek sürekli bir eylemdir. Bunu felsefede görebiliriz. Sadece düşünerek değil düşünce ve eylem ile insanlığı bir yerden alıp bir yere getirebilirsiniz demiştir. İbadet ise düşüncenin eyleme geçmesidir ama bu sadece namaz ve oruç değildir bunlar müslümanın bireysel olarak tutarlılığını ve kalitesini arttıran onun düşünceden kopmasını engelleyen eylem veya ibadetlerdir. Ama aslolan zekat ve adaleti sağlamaktır. Zekat yemek vermek değildir sadece ilmin zekatı bilimin zekatı toplumun ihtiyacı olan temel ihtiyaçtır. Bir insanı meslek sahibi yapmak ona zekat vermekten daha önemlidir. Siyasi erk islami ise zekat toplayıp dağıtmaktan önce ilim toplayıp dağıtmalıdır. Amaç ruhban sayısı çoğaltıp çalışmayan mesleksiz nesiller yetiştirmek değil tıpki sahabeler ve gerçek imamlar gibi meslek ve iş sahibi olan, alan değil veren el olmaktır. Bu manada düşünmeyen dindar bir budist bir rahip bir hindu felsefesiyle dini yaşayan birinden farklılığı aşamaz. Din aktif ve akılcıdır. Pratiktir ve doğaldır. Seçicidir ayıklayıcı ve arındırıcıdır. Düşünmeden felsefe gibi düşünmeyi öğrenmeden bu dindarlık kara deliği ve döngüsünden kurtulmak mümkün değildir.



    Önemli not: Bu yorum admin tarafından 10 Kasım 2012 tarihinde saat 13:45'de Zafer kullanıcısına ait diğer yorumlar birleştirilmesi, bazı yazım ve noktalama hataları düzeltilmesi ile oluşmuştur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kontrolsüz vitamin kullanımı ve zararları

Havaların soğuması ile birlikte grip ve buna benzer soğuk algınlığı hastalıkları baş gösterir. Fakat hastalanmamak için işyerinde ki arkadaşların kontrolsuz bir şekilde vitamin aldıklarını gördüm.

Genelde ilaçlara mesafeli yaklaşırım. Hastaneye gittiğimde dahi en asgari ilaçla bir ilaç tedavisi yada, mümkünse rahatsızlığı ilaç kullanmadan doğal yollarla atlatmak isterim.

İş ortamında ağrı kesicilerin, vitaminlerin havada uçuştuklarını görünce bu işte bir terslik olduğunu düşündüm. Arkadaşların savunmaları vitaminlerin ilaç olmadığı, hatta marketlerde bile satıldığı şeklindeydi. Vitaminlerin markette satılıp satılmadığını bilmiyorum ama vitaminlerin de bayağı bir ilaç olduklarını düşünmekteyim.

İnternet üzerinde yaptığım küçük çaplı araştırma da (1) bu tezimi doğrular nitelikteydi. Doktorlar vitaminlerde dahil olmak üzere ilaçların doktor gözetimi üzerine kullanılması konusunda hem fikirler.

Ayrıca vitamin kullanımı hakkında pek iç açıcı şeyler söylememektedirler.  Aşırı ve bilinçsiz tüket…

Mecburiyet ve Mümküniyet

521* podcast dinlerden Kadir Köymen'in vurguladığı konuydu. Benim de aradığım konuydu. Şuan yazılım konusunda mesafe kat etmeye çalışıyorum. Elimde bir iş var ve bunu bitirmem, çalışmam lazım. Motivasyon kelimesini kullanmak istemiyorum. Ama işi yapmaya soğukluk, işe karşı yorgunluk hissetmeye ve gereken konsantrasyonu sağlayamama sorunu oluştu.

Yapmam gereken işin mümkün olduğunu biliyorum. Yapabiliyorum. Öğreniyorum sorunları çözüyorum. Fakat bu işi bitirmeye mecbur olmam konusunu tam olarak düşünmemiştim. Bir işi yapmanın tek kuralı var o işi yapmaya mecbur olmak mecbur olmadığım hiç bir işi enerji korunumu yasası gereği olsa gerek yapamıyorum. Belki de yapmıyoruz.

Ne zaman ki birisi bunu yapmaya mecbur olduğumuzu hatırlatıyor. Bu müşteri olur patron olur her kiç ise bir kamçı gibi kamçılıyor beni ve yapmamak için oluşan yorgunluklar ortadan kalkıyor.

Bu konu üzerine daha çok konuşup yazacağım. Bunu yapmam mümkün ve ben buna mecburum.

https://radyo521.com/bolum-58/

İki bin on dört

Yılın ilk günleri.
Sırtında ki yükü farkettirir.
Her sene artan ömür yükü.
Mezara taşıdığımız.
Ağırlaşan bedenimiz.